Category Archives: Blog

Blog

Mülakatlar ve İş Yaşamı Üzerine – Dr. Alp Par – Reportaj

Mezuniyet öncesi iş yaşamına atılmadan önce öğrencilere verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

Öğrenciliğimiz sırasında pek çok teorik bilgi edinirken, esasında iş yaşamını pek de kolaylaştıracak bilgi ve gerekli davranış modeli ile ilgili, iş hayatına hazırlayıcı nitelikte bir eğitim ve öğretimin olmadığını gözlemliyoruz. Ülkemizde de insanları çalışmaya ve çalışan psikolojisine adapte edecek yapıda bir kültür çoklukla bulunmamaktadır. Yabancı ülkelerde filmlerde de görmüşsünüzdür, küçük bir çocuk olan John, 6 yaşlarından itibaren etraftaki komşulara çöplerini çıkarması konusunda yardımcı olur, kapar bir kaç doları. Lakin siz hiç çöpünüzü alayım diyen bir türk çocuğu gördünüz mü? Bu bizim için çoğu zaman ayıp nitelikte işlerden biridir. Teklif edilse ebeveynlerden “Ne münasebet benim çocuğum çöp toplasın…” sözlerini duyar gibiyim. Bu aslında bizim kültürümüzde her yaşantı için de geçerlidir. Örneğin genç kızlarımız da anneleri tarafından mutfağa sokulmaz, ilk yemeklerini kocalarının evlerinde öğrenmeye çalışırlar. Meraklı olan kızlara anneleri, “sen okulunu oku, boşver sonra öğrenirsin…” der. Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak kolay. İş yaşamını deneyimlemek bu durumda çok önemli. Ancak iş yaşamını deneyimlemek demek bence artık çoğu manada bir staj yapmak demek değil. Neden derseniz iş yaşamında çoğu firma stajyere normal bir çalışan gözü ile bakmamakta, bir şeyler ver oyalansın, ya da boş otursa ne olacak denen bir arkadaş olarak nitelendirilmektedir. Öncelikle çalışma deneyimi edinmek için ya ciddi olarak stajyere bir şey katan firma seçilmeli, ya da durum elveriyorsa, stajyer gibi değil de yarı zamanlı –gerekirse iş öğrenmek karşılığı ücretsiz- bir çalışma şekline daha okul bitmeden girmek gerekir. Bu durumun iki faydası olur, kişi gerçekten seçtiği meslek kendine uygun nitelikte mi, ilk elden gözlemleme şansına sahip olur. Diğer yandan da okulu bitirdim ve iş arıyorum tarzı bir CV’den şu firmada çalıştım, şunu şunu gördüm ve başardım şeklinde bir CV’ye geçiş yapılabilir. Çoğu başarılı stajyerlere eğer başarılı iseler, firmalar kendi bünyelerinde iş de teklif etmektedirler. Stajı ciddiye almak ve insanlara kendini sevdirmek tabiki böyle bir senaryo için elzemdir. Önemli not: Aynanın öteki yüzüne yani işe alımcının tarafına geçersek, büyük bir firmada staj yapan adaya orada çalışmak neden istemediği de sorulabilir. Bu sorunun türkçe meali ise, “Koskoca XXX firmasında staj yapmışsın da, bir iş teklifi alamadın mı, yoksa staj yaptım derken yattın, çay, kahve mi içtin?” Manasına gelir ki, aman dikkat.

Yeni mezun olan birinin iş arama sürecinde en büyük dezavantajları nelerdir? Bu dezavantajları nasıl saf dışı edebilirler?

Yeni mezun birinin en büyük dezavantajı esasında hem kendisini hem de firmaları ve insanları tanımıyor oluşudur. Klasik bir örnek vermek gerekirse işletme bölümünden mezun oldunuz. Acaba satışçı mı olmalısınız, yoksa muhasebeci mi, pazarlamacı mı, yoksa satın almacı mı, acaba İK’cı olmak daha mı avantajlı? Öncelikle spesifik bir mesleğiniz yoksa, ya da o mesleği yapmayı düşünmüyorsanız (örneğin eczacı, tıp doktoru, avukat vb.) ilgi alanlarınızı ve size uygun çalışma ortamını iyi değerlendirmeniz gerekir. Örneğin bazıları tüm gün bir ofiste kapalı çalışmak istememiş olabilir. Ya da tüm gün sürekli gezmeli bir işi olsun istememiş olabilir. Bu durumda öncelikle Jung kişilik testi, Thomas kişilik envanteri gibi konu ile ilgili kullanılan testlerden birini açık yüreklilik ile yanıtlayarak kendi kişiliğimize uygun işlerin listesini çıkarmalı, bunlardan hangisinde istekli isek bu alana başvuruları daraltmış olmak gerekli. Bir insanın karakterinin uymadığı bir işte başarılı olma şansı azdır. Bu yüzden zaten çoğu zaman İK’cılar işe alımlarda karakter testleri uygulayıp adayın genel olarak karakteri başvurduğu işe uyuyor mu diye test ederler. Genelde niş diye tabir ettiğimiz, az kişinin bildiği ama ihtiyaç çok olan alanlara kaymak, iyi maaş ve hızlı terfi için elzem bir durumdur. Bana müracaat eden gençlere ben böyle alanları bulmalarını öğütlüyorum. Bu yeni bir yazılım olabilir; (Örneğin: Yeni olmasa da üzerinde çalıştığımız ve fazla kimsenin hakim olmadığı Salesforce.com bu niş alanlardan biridir, bu sisteme hakim olan yazılımcı arkadaşlar diğer yazılımcı arkadaşlara göre çok daha sıklıkla ve yüksek maaşlara iş teklifleri almaktadırlar.) yeni bir iş yapış türü olabilir; (Örneğin: Agile, Scrum yaklaşımlar, bu alanlarda deneyimli arkadaşlar hem yazılımda, hem satış ve iK’da da öne geçecekler); yeni bir pazarlama yaklaşımı olabilir, (Örneğin: Gamification. vb.). Bu anlatılanların dengesini de iyi kurmak gerekli, yani eskiler ehven-i şer derlerdi, yani kötünün iyisi. Oturup illa kendime göre bir iş bulacağım derken evde bir sene kalmaktansa, bir işletmede temizlik yapmak daha efdaldir. Unutmayın, oturduğunuz yerden kimse sizin farkınıza varmayacak, ancak insanların içinde iken insanlar sizi değerlendirebilir, önünüze hiç ummadık fırsatlar ve kapılar açılabilir. İş arama işinin de suyunu çıkarmamak ve bir yerlerden başlayarak memnun olunmasa dahi çalışmak gerekli.

En büyük sorun; “Yeni mezun oldum ama hangi pozisyonda çalışmak istediğimi bilmiyorum”. Bu çelişkiyi yaşayanlar için önerileriniz nelerdir?

Önceki sorunun yanıtında az çok değindim aslında. Kişi önce kendini tanımalı, daha sonra da etrafta ne gibi boşluklar var bunları yakalamaya çalışmalı. Bu işe yeni başlayacak biri için pek kolay bir şey değil, senelerini sektörde geçirenler açısından bile belki zor, ancak gözü kulağı açık ve çok okuyan bir genç arkadaş, deneyimli insanların da desteğini alarak, niş alanlar konusunda çalışmak üzere kendini geliştirebilir ve kısa sürede sonuç da alabilir. Örneğin genç arkadaşlardan bazıları bana sürekli sorular yöneltiyorlar, bunlardan biri “Finans alanında çalışmayı düşünüyorum, ne yapmalıyım, yüksek lisans mı yapayım ne beni öne geçirir?” diye sordu. Bu alanda deneyimli olduğum için kendisine cevabım açık ve net oldu, yüksek lisans yapmaya harcayacağın enerji ile git “uluslararası geçerliliği olan bir finans sertifikası edin” dedim. Bahsettiğim sertifika CFA idi. Ve şu ana kadar da CFA belgesi olup da işsiz olan, hadi onu bırakın düşük maaşa çalışan bir adama ben henüz rastlamadım. Benim gibi, benden öte pek çok profesyonel Linkedin’de resmen kol geziyor ve eminim ki hepsi genç arkadaşlara her türlü yardımını esirgemeyecektir. Daha proaktif olun, talepkar olan, inatçı olun, bilgi talep edin, iş talep edin. Girişkenlikten kimseye asla zarar gelmez.

Stajların iş hayatına etkisi nedir? (deneyim, çalışma ortamı ve mesai tecrübesi, networking… vb)

Birinci soruda da kısmen cevap vermişim, yine anlatayım. Staj gerçekten staj olursa bir öğrenciye çok şey katar. Staj yapan kişiye ciddi şekilde bir “çalışan” gözü ile bakan kurum kültürü seçilir ise bu kazanımlar gerçekleşebilir. Ama köşede oturtup, bir fotokopi lazımken “hadi koçum Ahmet, şunu yazıcıdan al” denen bir iş yeri ise vakit boşa geçmiş demektir, havuz ya da göl kenarında olmak Ahmet’e daha çok şey katardı. Şimdi bunu nereden anlayacağız? İşte gerçekten zor olan soru bu. Gerçekten pek çok büyük firma, adının büyüklüğüne bakılmaksızın bakkal dükkanının bir modeli olabiliyor. İnanamazsınız, ne kurumsal diye hayal ettiğiniz şirketlerin iç dinamikleri gerçekten mahalledeki bakkalınızdan farksız olabiliyor. Bu yüzden bunu ayırt etmek için daha önce aynı kurumda staj deneyimi olan birilerinden fikir almanız gerekli. Askerlik hikayelerinde bile dilimize pelesenk olmuş: “Oğlum en rahat bendim yaaa, yattık resmen oğlum, ne içtima ne bir şey…” aynı format staj için de geçerlidir, yattık işte süperdi denilen bir yerde staj yapmayı aklınızdan bile geçirmeyin, vakit kaybından başka bir şey olmaz.

Stajın kazanımlarından bahsetmek gerekirse, öncelikle iş hayatının dinamikleri neler, nerede nasıl davranmak gerekli. İşle ilgili temel yetkinlikler neler olmalı, insan ilişkileri nasıl olmalı? Bu ve bunun gibi kazanımları olması beklenir ve doğaldır. Ama bence bir stajyerin temel hedefi çalıştığı işletmeden okulunu bitirince bir iş teklifi kapmak ve en azından o işletmenin söz sahibi kişilerinden en az biri ile de bir mentor – menti ilişkisi geliştirmiş olması olacaktır. Kendi ebeveynlerimiz bize bir yere kadar destek olabilir, koçluk yapabilir, mentorluk yapabilir ama konu iş hayatı olunca çoğu aile bu konuda destek olmak için yetersizdir. Bu yüzden işletme profesyonellerinden destek almak için daha staj esnasında böyle bir ilişki geliştirmeye bakmalı. Çoğu arkadaş bu konuyu atlıyor, sonra okul bitmiş, iş işten geçmiş aşamada iken, “Oooo Mehmet Ağabey, hatırladın mı, hani falanca sene staj yapmıştım ya ağabey?” Mehmet Ağabey nereden hatırlasın seni, kimdi bu arkadaş diye kafasını kaşıyor şu an. İşte senaryoyu buna getirmemek için o Mehmet ağabey var ya, onu mentorun yapacaksın, yapamadın mı, arada sırada arayıp soracaksın, doğum gününü falan kutlayacaksın. Esasında gayet basit olan şeyleri, bir şekil vurdumduymazlık ile zor hale getiriyoruz. Sun Tzu, ünlü strateji kitabında diyor ki; “Savaşın kazananı, savaş olmadan çok önceden bellidir”. Yani siz de planlı programlı bir amaç uğruna hareket ederseniz, enerjinizi boşa saçmak yerine uygun yerlere harcarsanız, başarı da sizi takip eder.

Mülakatlar kabusa dönüşmesin! Peki ne yapılmalı ne yapılmamalı?

Mülakat konusu çok derin bir konu. Girmek istediğiniz pozisyondan, sizinle görüşen kişinin niteliği, niceliği pek çok değişken var. Ama konu esasında basit; bir iş var ve bir çok başvuran. Görüşmeyi yapan kişi / kişiler ise sizin gibi binlercesi arasından “işin tanımına ve kurum kültürüne” en uygun adayı işletmeye kazandırmaya çalışıyor.

“Neden yine alınmadım bu işe, nerede hata yapıyorum?” diye sinirinizi bozmanıza baştan mani olacak bazı (acı) gerçekler:

–       İşletmelerin büyük çoğunluğu halen ve halen -ve ebediyete değin de- işletmede çalışanların önerdikleri ve/veya tanıdıkları kişiler ile pozisyonları dolduracaklar. (Mehmet Ağabey faktörü, tüh aramayı unuttum bu doğumgününde de adamı…)

–       Hani dolgu malzemesi var ya, evet pek çoğu şey de, ilanlarda ve ilanı geçtik iş görüşmelerinde de var. Yani İK iş yaptı kardeşim bak şu kadar adayla görüştük, şunda karar kıldık. Belki de işe alınacak adam belli idi (Mehmet Ağabey’in yeğeni) lakin, kurumsal kimlik çizittirmek için mecburen uygun gibi duran üç kişiyi de çağırdık…E sen de o üç kişi arasında isen, tepinecek, ağlayacak bir durum yok, aramaya devam…

Konu uzun olduğu için bir kaç satır başı ile kapsamaya çalışayım. Genel şeyler ama inanın ki her zaman, her zaman ve her zaman görüşülen on kişiden yedisi bunları yaparak eleniyor:

1. Görüşmeye zamanında gelmemek. (Karşısındakine direkt saygısızlık, on dakika gecikme riski varsa bile arayarak paylaşılmalı)

2. Alakasız kıyafetle gelmek. Her ne iş görüşmesi olursa olsun, içeride adamların hawai gömlek ve parmak arası terlikle gezdiğini bildiğiniz bir kurum kültürü bile olsa, koyu renk bir takım elbise ve kravat şart. Kadınlar da takım ya da işe uygun resmi bir kıyafet ile görüşmeye gelmeli, saç ve makyaj takı işi, erkekler için saç sakal abartı olmamalı.

3. Göz teması kurmamak. Kanıtlanmış bir gerçek, göz teması kurmayan, kuramayan adam “samimiyetsizdir”. Yani bir şekil yalan dolan, anlattıklarında bir sıkıntı vs. gibi bir durum vardır. Bu yüzden görüşmeyi yapan ile sağlam bir göz teması ve kendinden emin bir gülümseme önemli.

4. Tane tane konuşma ve kendinden emin ses tonu. Araştırmalar gösteriyor ki, ne söylediğiniz değil, nasıl ve ne şekilde bir ses tonu ile söylediğiniz çok daha etkilidir. Harvard bitirseniz, dünyayının enerji sorununu çözen soğuk füzyonu bulmuş olsanız dahi bunu tane tane ve net bir ses tonu ile anlatamıyorsanız hiç bir anlamı yok. Bu yüzden rahat olun, karşınızda mülakatı yapan da bir insan evladı, heyecanlanacak bir durum yok. En kötü işe alınmazsınız,  0 + 0 = 0.

5. İşle ilgisiz olmak. İş ilanından bihaber olmak. Adam gelmiş görüşmeye ama, ne işin tanımını biliyor, ne firma ne iş yapıyor, ne yer ne içer; hiçbir şeyden haberi yok. Sanki şöyle bir geçerken bir iş görüşmesine de gireyim demiş. Bu duruma düşmemek için başvurduğunuz pozisyonu, gerekliliklerini, firmayı, firmanın sektörünü ve sektör dinamiklerini iyi araştırın ve yeri gelince de ev ödevini yaptığınızı net şekilde belli ederek bilginizi şakıyın. İşe alıma giden yolda en önemli ayrıntılardan biri.

6. Klişe laflar. En çok da İK’cılardan duyduğum şey. Basmakalıp laflardan İK’cılar nefret ederler. “Şirketinize değer katacağıma inanıyorum…”, “İletişim yeteneğime güveniyorum…” “ Çok pis ekip yönetirim…” “ Ben var ya ben, superman gibi bir şeyim”…vs. vs. Bu genellemeler ile boş laf edilecek yerde, işletmenin ihtiyacı olan alanlar ile ilgili deneyimliler için, geçmiş deneyimlerden anektodlar, bizim konumuzda ise iş deneyimsiz olanların ise daha önce yaptıkları projeler çalışmalar vb. şeylerden bahsetmeli, iş ilanında bahsedilen “anahtar kelimelere” nokta atışı yapmalı.

İşe alım süreçleri aşamalı olan firmalarda 2.görüşme daveti almak için tüyolar verebilir misiniz?

Mülakat konusunda daha önce söylediklerim bu soru için de geçerli. O yüzden bu kısımda biraz başka konulara da gireyim. Öncelikle bir mülakata çağırılmak için yeter şartları sağlamak gerekli. Günümüzde pek çok İK’cı İK’dan anlamayabiliyor. İlanda söylenen kelimelerin her birini, en azından büyük bir yüzdesini karşılamak gereklidir ki işe alınılabilsin. Kendi tecrübelerimden bir çok mülakatta iyi geçmesine rağmen satır aralarından kaçmış şeyler / ya da hiç yazmadıkları şeyler yüzünden işe alınmadım. Bunlardan biri henüz askere gitmemiş bir zamanımda CV’mde “askerlik tecilli” yazmasına rağmen, her şey güzel gitmişken tam iş teklif edilme aşamasında “aaaaa sen askerlik yapmadın mı?” e yazıyor ya, e kusura bakma…E gitti bir sürü emek çaba vakit. İkinci birini şöyle anımsıyorum, yatırımcı ilişkileri yöneticisi olarak bir şirkete başlayacağım, şartlarda bile anlaştık “aaa SPK’dan lisansınız yok mu?” E yok, almadım şirketinizde sertifikalı vardır da, ihtiyacınız yok; sadece yönetmem yeter departmanı diye algıladım, ilanda yazmamışsınız; lisans için adam almıyorsunuz sandım.”…. “Ama biz de lisans yok ki, lisanslı biri lazım bize…” Haydi buyur buradan yak. Birisi iş görüşmesi için aradığı zaman iş ile ilgili kritik bir durum varsa baştan söylemenizi öneririm. Bu bir lisans olabilir, askerlik olabilir, yaptığınız yüksek lisans ve çalışabileceğiniz saatler olabilir de, olabilir de, olabilir de… Ancak yine de sonradan gözden kaçıp görüşmenin ortasında patlamayacağına bu “türk” işi çalışma usullerinde kimse garanti veremez. Bunu da göz önünde bulundurmak gerekli.

Neyse bu aşamayı geçtiniz, ilan ile neredeyse aslı – fotokopisi niteliğinde benzersiniz. Bu noktada ikinci görüşmeyi alamamak tamamen mülakattan kaynaklı bir durumdur. Mülakat aslında bir satış görüşmesidir. Burada satmak istediğiniz mal kendinizden başkası değil. Satış işinde ise heyecan gereklidir. Burada sizi heyecanlandıracak şey; başvurduğunuz şirkette çalışmak, pozisyonun kendisi, tanınmış ünlü birileri çalışıyorsa sektörde duayen ondan bilgi aktarım şansı vs. vs. Bir şekilde istekli ve heyecanlı olduğunuzu karşı tarafa yansıtmak, bunu yaparken de tabi suyunu çıkarmamak önemli. Heyecanlı olacağım derken de boş boş ve gereksiz konuşmamak, abartmamak elzem.

Piyasa öyle bir piyasa ki, gerçekten her türlü insan var ve her türlü geçmiş deneyim var. Bir görüşmemde Dubai’de olan bir serbest bölge hizmetleri sunan bir firma ile bir araya geldim. Mülakat öyle olumlu geçti ki, iş teklifi beklerken, bir baktım mail kutumda bir red cevabı. Görüşmeyi yapan kişi ile artık kankalık mertebesinde iletişime geçtiğimiz için açıp bireysel olarak sordum. “Kusura bakmayın Alp Bey, siz çok iyi bir satış yöneticisisiniz ama, -direkt aynı altını çiziyorum- aynı bölge’de serbest bölge hizmetleri satışı yapmış bir arkadaş da başvurduğu için pozisyonu ona verdik…” E yuh, yani böyle bir adam da var mıymış başvuran, varmış. O yüzden mülakat süper geçse de ikinci mülakatın gelmeme sebebi, sizden çok daha pozisyona uygun birilerinin de başvurmuş olması ihtimalidir.

İlk mülakat sonrası tekrar mülakata çağırıldığında aday ne beklemeli?

Normalde ne beklemeli, ikinci mülakat short list’e kalmış bir kaç aday, en çok 2-3 gibi arasından karşılıklı “beklentilere” göre işe başlayacak adamı seçmek için yapılır. Bu görüşmede genelde başvurduğunuz pozisyonun niteliğine göre bölümün direktörü / genel müdürü vs. de bulunması muhtemeldir. Ancak Türkiye için ve çoğu “kurumsal “ geçinen firma için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. İlk görüşmede Mehmet Bey sizi görmüştür, sonra Ahmet Bey de görsün. Ahmet gördü ama Osman Bey de görsün. En son çaycı da görmemiş ise ondan da onay alarak işe başlayabilirsiniz, gibi saçmalıklar pek çoktur. Yabancı bir firma ismi altında beni iş görüşmesine çağıran arkadaşlar, önce mevcut işten çıkacak benim yerine gireceğim arkadaş, onun direktörü ve İK müdürü üçlüsü ile beni görüşmeye aldılar. Sonra bir dahaki görüşmeye çağırdılar; satış direktörü de sizi görmek ister dediler, yola çıktım 50 km yol gitmiş idim ki, görüşmeye 20 dk kala telefon geldi, -bu nereden baksan fırıldak olduğu belli olan- satış direktörü arkadaş “acil” hastalanmış, kusura bakmayacakmışım. Sonra kendisi beni aradı, dedi ki ben metrobüsteyim, -acil’de can çekişmiyor muydun sen?- bir ara arayacağım seni görüşeceğiz, bu sefer sana yakın bir yerde olsun. Sonra ne arayan ne soran. İkinci görüşmelerde üçüncü parti adamla görüştürmeye çalışan firmaların “kurumsallık” derecesinden şüphe edin ve direkt olarak görüşmeyi kendiniz sonlandırın. O firmada çaycı dahil görüşmeleri atlatsanız dahi, firma ne yazikki tırttır ve kariyerinizin de psikolojinizin de orta yerine bırakma ihtimali yüksektir.

Neyse bu güzel deneyimin ardından ikinci / üçüncü görüşme konusuna gelelim. PAZARLIK. Ver elini kardeş 3 mü 5 mi? Şaka bir yana bir ücret skalasının en yüksek boyutlarında ücret almak tamamen ecnebilerin “negotiation” dediği müzakere yeteneklerinize bağlıdır. Bunu anlatmak için ansiklopedi seti gerekir ama işinize yarayacak bir kaç şeyden başlayalım. İK’cılar uyanık oldukları için hemen “önceki” işinizden aldığınız miktarı sorarlar. Bunun üstüne de %5 – %10 koyup size iş teklifi yapacaklardır. Enayi olmayın, maaşınızı değil, hedef maaşınızı bildirin. Kesinlikle söylemeniz gerekir diye hiçbir İK’cı diretemez. Direten İK’cıya napmalı: Bu davranışın etik olmadığını belirtin, “Aynı şeyi başka biri yapsa, yani sizin şirketinizden biri başka bir yere iş görüşmesine gitse, sizden aldığı maaşı söylese nasıl olur?” deyin, yüzün patlıcan moruna çalmasını keyifle izleyin.

“Negotiation” da anchor etkisi denilen şeye dikkat edin. Nedir bu anchor etkisi? Söylenen laftan üç aşağı beş yukarı ilk zikredilen rakam üzerinde çok oynama olmaz demektir. Ha bu nasıl olacak, yönetici asistanı pozisyonuna gelmişin, 10.000 TL isterim gibi değil. Yaptığın işin ederini değerini bilip, onun üzerinden maksimum verilebilecek maaşı sallama işidir, amiyane anlatım ile. Örneğin junior bir yazılımcı niteliklerine göre piyasada 2.500 ila 3.500’TL’ye işe girebilir diyelim. E sen uyanık ol, istediğin hedef maaşa 3.500 TL de. E nolacak daha az verecekse, merak etme adam seni beğendi ise, XXX Bey / Hanım, bizim şirket şu kadar veriyor 2900 max der. Sen de bu yeteneğin ile 400 TL fazlayı cebe indirmiş olarak işe başlarsın.

Bütün süreç olumlu, peki işverenin sunduğu teklifi yorumlarken nelere dikkat etmeli?

Herşey güzel sıra teklife geldi. Sizi işe almak için büyük göbekli ve fazla samimi gözüken bir amca iş görüşmesinde hafiften “sallama” boyutuna gelmiş olabilir. Lakin bu sallamalar, hakikat mı idi, sallamamı idi anlamanın tek yolu, teklife bakmaktır. Eğer teklifte bu sallanan kısımlar ile ilgili bir ibare yoksa, o yan hak ya da her ne ise size verilmeyecek demektir. Bunu hatırlatın ve teklife eklenmesini isteyin. Ha eklemiyorlarsa teklif bu şekli ile işinize yarıyor mu bunu değerlendirin. Junior iseniz teklifte sunulan paketten çok “öğrenebilme” olanaklarına dikkat edin. Bunlara literatürde psikolojik sözleşme diyoruz. Yani yazılı çizili olmayan ama sizin karşı taraftan beklentiniz, ve karşı tarafın da sizden beklentisi hususlar. Mümkün olduğunca bu “psikolojik” işleri yazılı olarak almaya çalışırsanız ileride sizin “psikolojiniz” bozulmamış olur. Örneğin, yüksek lisans desteği var şirketin 2.000 TL dönem başı. Hani sözleşmede yok. Öyle bir yönetmelik? Yok. O zaman ne yazıkki öyle bir şey yoktur büyük ihtimal. Görüştüğüm bir şirkette senelik başarı priminden bahsetmiş idiler. Sonra ortaya çıktı ki, ne adam gibi performans değerlendirmesi var, ne de öyle bir prim ödemesi. E sundukları teklifte öyle bir şey geçmediğini de anlatmama gerek yok sanırım. Biz nedense türk olarak sallamaya bayılıyoruz, görüşmede anlatılan şeylerin çoğunun gerçek çıkmaması gerçekten büyük bir sorun. Ama napalım, çoğu firma böyle. Siz uyanık olun, sizin için olmazsa olmaz her türlü şeyi teklife yazdırmaya gayret edin, yoksa öyle bir hak veya yan hakkı alamazsınız büyük ihtimalle.

İlk iş gününden neler beklenmeli? Yeni başlayanlar için çalışma ortamında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

İlk iş günü ciddi tehlikeli bir gündür. Bir insan karşısındaki hakkındaki sonradan değişmesi çok güç ilk yargısını ilk karşılaştığı 10 sn’lik kısa bir zaman diliminde verir. Görüştüğünüz tipler haricindeki iş arkadaşlarınızla bu ilk iş gününde karşılacaşaksınız. Ve bu ilk karşılaşacağınız bir sürü insan da sizinle ilgili -belki kendilerinin bile farkında olmadığı alt beyin fonksiyonlarını çalıştıracakları- kararı verecektir. Bu karar nedir, en önemlisi “güvenilir” olmak. Bundan bana zarar gelir mi? En temel içgüdü, kendini koruma. Siz bir yabancısınız ve bir tehdit unsurusunuz. Bu yüzden samimi bir gülümseme ve göz teması, el sıkarken kendine güvenli ve sıkı bir el sıkışma; önemli. İş yerinde öyle değişik tipler vardır ki, laboratuvar kursan deney yapsan bu kadar etkin bir kitle ile karşılaşamazsın. Bazıları dedikoducu, bazıları sinsi, bazılar iyi niyetli, bazıları kötü niyetli, babacan, egosu şişmiş, mobbingci…Listeyi uzatmak mümkün. İş yaşamındaki her türlü manyak ile en büyük mücadele metodu, kişisel hayat hakkında mümkün olduğu kadar ketum olmaktır. Bunlar siyasi görüş, dinsel görüş gibi ciddi konulardan, ailenin gelir düzeyi vs. gibi çok değişik yerlere gidebilir. Karşınızdaki insanların her bildiği şey esasen sizinle ilgili güç aktarımıdır. Bu yüzden ketum gözükmemeye çalışarak ama olabildiği kadar lafı havaya suya çekmek en efdalidir. Zaten iş yeri bir muhabbet yeri değildir, olan muhabbeti de kişisellikten uzak hale getirmek yeni işe giren için önemli bir husustur. Sonradan kim samimi ve ne derece bilgi paylaşılabilir bunun kararı verilebilir, ancak ilk günler ve deneme süresi kadarki kısım kritiktir. Mobbingden kaçınmak için tek başına takılmamak da çok önemli. İnsanlar yemeğe çıkarken, küçük iş aralarında sizi çağırmaları gerektiği düşünülebilir, ama velev ki çağırmadılar, hemen gruba dahil olmak ve kaynaşmak gerekir. Böylelikle insanlara “ben de sizden bir bireyim” mesajı verilebilir. Değişik değişik bir sürü tip ve amaçları hakkında bilgi edinmek için başucu kitabı: “Gücün 48 Kanunu” mutlak okunması, okunmasını bırak ezberlenmesi gerekli bir kitaptır. İşe başlamadan mutlaka edinip, içindekileri içselleştiriniz. Burada insanların değişik davranışlarının altında yatabilecek nedenler çok güzel açıklanmıştır.

Kötü bir tablo çizdik ama durum çoğu şirkette ne yazıkki bu şekildedir. İyi şirketler yok mu…Evet var, nedir bu şirketler; çok nadir, büyük ve gerçekten kurumsal şirketlerde üstte yazdıklarım gibi garip tiplerle karşılaşma oranınız nispeten daha azdır. Çünkü kurum kültürüne ayak uyduramamış kimseleri bu tür şirketler bir şekilde aralarında barındırmamaktadır. Bununla ilgili önerim, gerçekten kurumsallaşmış bir şirkette başlamaya çalışmaktır.

İş hayatında pozisyon değişikliği için düşünceleriniz nelerdir?

Pozisyon değişikliğinin niteliğine göre ciddiyeti de değişir. Ana alanlar ve ara alanlar diye sınıflandıralım. İşletmede uzman olduğum için işletmeden örneklerle izah etmeye çalışayım. Bir insan ilk iş deneyiminde kendi alanı ile ilgili bir iş bulamamış olabilir. Bir noktaya kadar da bir sene işsiz gezmektense, alakasız bir işte çalışmak dahi takdire şayan bir durumdur. Ama bu süreyi uzatmamak, çalışmak istediği alan ile ilgili bir an evel başlamak lazım gelir.

Sonradan girilebilecek bazı pozisyonlar varken, pozisyonların –genellikle de fast track kariyer olanların- çoğuna sonradan giriş yoktur. Örneğin; müfettiş olmak istediniz lakin öyle iyi okulları bitirmiş tipler var ki, siz bir türlü giremiyorsunuz. Ya da hazineye, ya da bütçeye, ya da denetçiliğe. Böyle pozisyonlar için çok çok çok önceden aksiyon almak gereklidir, bu tip işlere girecek tipler bizim ivy league mezunlarıdır: bkz. Sabancı, Koç, Bilkent, Boğaziçi, ODTÜ vs. Böyle bir okul mezunu değilseniz işiniz zordur. Gelelim sonradan geçiş yapılabileceklere –Ana iş değişiklikleri-. İlk iş deneyiminiz satış ama bir muhasebeci olmak istiyorsunuz. Bu her zaman mümkün ama yeni pozisyonunuzda başarılı olmak isterseniz, değişikliği ne kadar çabuk yaparsanız o kadar sizin adınıza hayırlı olur. Benim önerdiğim pozisyon değişikliği ise, önceki pozisyonunuzla alakalı ama size yeni nitelikler de katacak bir değişikliktir. Örneğin ben satışçı idim ve pazarlamacı oldum. Pazarlamacı idim ve finansa ilgim vardı ve yatırımcı ilişkileri yöneticisi oldum. Pazarlamacı idim ve yazılıma ilgim vardı, CRM’ci oldum gibi. Dikkat ederseniz pozisyon değiştirmiş olmama rağmen, ana temamda fazla değişiklik yok, ana temam pazarlama ve ilgili bölümler. Böyle değişiklikler işinize değer katar ve sizi de daha bilgili ve iş doyumu yüksek biri haline getirir. Bunun dışında iş kollarında habire değişiklik yapmak sizi anti-profesyonel gösterir ve günün birinde derdinizi anlatacak bir İK’cı bulamayabilirsiniz. Sektörel değişikliklere piyasa zenginlik katması bakımından şu sıralar daha sıcak bakar hale geldi. Lakin bazı sektörler de var ki, pazarlama aynı pazarlamadır; satış aynı satıştır, tutturmuştur bir FMCG deneyimi, kendi sektörü dışından adamı sokmaz. Deneyimle sabittir, bu sektörlere sonradan girmek şu daha önce bahsettiğim, müfettiş ve denetçi olmak gibi pozisyonlara sonradan girmek kadar zordur.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak yeni mezun kişi, artıları ve eksilerini masaya yatırarak; kendi karakteri ve özellikleri hangi pozisyona uygunsa o pozisyonlara yönelmelidir. Pozisyon değişiklikleri birbirine yakın pozisyonlarda hoş karşılanabilirken, ana değişiklikleri sürekli gerçekleştirmek CV’de anlam karmaşasına ve kişinin daha zor iş bulur hale gelmesine sebep olur. Örneğin satış asistanı olarak bir sene çalışmış bir kişi, sonraki sene muhasebe asistanı, bir sonraki sene de satın alma uzmanı olarak çalışmış ise işler biraz karışmış demektir.

Sizce iş etiği nedir ve neden olmalıdır?

Etik de çok geniş bir kavram olarak karşımıza çıkar. İş Etiği bir iş yerinde uyumu, adaleti ve hakkaniyeti sağlamak için, firmanın tüm tarafları (stakeholder – müşteriler, tedarikçiler, çalışanlar vb.) için bulunmalıdır. Büyük ve kurumsal firmalarda çoğu zaman “etik kodlar” isimli manifestolar bulunur ve bunları size işe girişinizde imzalatırlar. Etik her kuruma göre de değişebilen bir mevzudur. Çünkü her kurumun da kültürü diğerinden farklıdır. Bir kuruma göre etik olmayan bir davranışı diğer kurum yüreklendirebilir. Bunlardan en komikleri; bankacılık ve telekom sektöründedir. Bir çok etik kurulu, manifestosu, kaydı kuydu bulunan bu sektörlerdeki büyük firmalar, iş müşteriye bir şey satmaya geldiği zaman bunlardan bihaber gibidirler. Karşısında müşterisi varken asistanını arayarak, telefonun karşısında amiri var ve müşterisi için daha yüksek bir faiz oranı almak için cansiperhane bir mücadele verir oyunu oynayan banka yetkilileri mevcutttur. Bu ve bunun gibi zararsız gözüken küçük oyunlar ne kadar etiktir? Ya da size şunu şunu alırsanız, 20 TL bonus vereceğini söyleyen, ama bonus başlangıç ve bitimi spesifik tarih olup da esasında sizin iyiliğinizi değil, bonusu harcamayı unutmanızı sağlayacak kampanyalar. Evet bu ve bunun gibi pek çok sektörden pek çok kurum; bir çok etik ile bağdaşmayacak davranışı kurum kültürü haline getirmiş, hatta başarı hikayesi olarak anlatır olmuştur. Kişisel etik anlayışınız ile kurumun etik kültür anlayışı ne ölçüde uymaktadır; başta anlamak zordur ama, sizin anlayışınıza uymayan bir firmada uzun süre kalmanız mümkün değildir. Bu yüzden girmeyi düşündüğünüz kurumun mevcut çalışanları ile sohbet ederek -ve bunlar samimi arkadaşlarınız ise- pek çok ipucu elde edebilirsiniz.

Etik olmayan davranışların en kronik olanı ve belki de en çok yaygını ise hepinizin tahmin edebileceği gibi “adam kayırma” dır. Bizim toplumsal kültürümüzden her türlü kurum kültürüne de adapte olup iç içe geçmiş bu etik olmayan uygulama, farkında olmadan belki de milletçe geride kalmış olmamızın en temel yapı taşlarından da biridir. Hak etmeyen kişiler, hak etmedikleri zamları, pozisyonları, şirket imkanlarını ve akla gelebilecek her türlü ek imkanı, tanıdık ve akraba kontenjanından alabilirler. Bu konuda ise yapabilecek fazla bir şey yoktur. Pek çok genç arkadaş bu durumlardan sıkıldıkları için yurt dışında çalışmaya rağbet etmektedir ve şahsıma göre haksız da değillerdir.

Ve son olarak mezun olmak üzere olan, yeni mezun olmuş ve çalışma hayatına yeni başlayanlar için sizce kişisel gelişim ne kadar önemli ve bu konuda neler yapılmalı?

Kişisel gelişimin en büyük boyutu bence “iletişim” ve “empati” yönündeki gelişimdir. Ve her türlü iş –henüz insandan ayrılmadığı için, robotlar vs.- insanlarla ve dolayısı ile iletişim ile ilgilidir. Şirketlerde işten çıkarılmaları inceleyen pek çok araştırmada sonuç olarak “işle ilgili bilgi noksanlığı” değil, iletişim eksikliğinden personel çıkarılmaları olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Kendini net bir şekilde ifade edebilmek ve karşısındakini önyargısız olarak doğru olarak anlayabilmek lazım gelir ki, bir insanın gelişiminde asla bitmeyen ve her zaman üzerine konması gereken bir alandır. İş yerindeki başarıyı araştıran uzmanlar da yine teknik bilginin başarıda %15, iletişimin ise %85 olarak yer kapladığını bulmuşlardır. Yani bu çok ciddi bir konu, siz ne kadar bilirseniz bilin, yüksek lisansınız, doktaranız olsun; yaptığınız işle ilgili ifade yeteneğiniz sizin maaşınızı, zammınızı, pozisyonunuzu ve aklınıza gelebilecek işle ilgili temel değişkenleri belirlemektedir. Bu yüzden dışa dönük arkadaşlar daha şanslı iken, içe dönük arkadaşların bu temel yeteneği ilerletmeleri gerektiği aşikardır. İyi iletişim sahibi ve empatisi yüksek insanlar, çoğu zaman pek çok yanlış anlaşılmanın ve dolayısı ile kırgınlık, kızgınlık gibi olası durumların önüne geçmektedirler. Hepimiz duygusal canlılar olduğumuz için, işi duygulardan ayırmak pek mümkün değildir. Dolayısı ile size kıl olan amirinizden iyi bir zam beklemek hayal olur. Sadece bir amir değil, iş arkadaşlarınız ve astlarınız dahi iyi iletişim halinde iseniz daha bir yardımsever ve sevimli olurlar. Bu gerçeklerden hareketle kişi kendisi ile ilgili EQ puanını saptamalı, eğer gerçekten düşük bir empati puanı var ise, hızlı yoldan kendini geliştirmenin yollarına bakmalıdır. Sadece iş yaşamında da değil, özel hayatta da iletişim ve empati her konudaki başarınızı belirleyen ana unsurlardan biridir.

Okur Mektupları – 6: Betül hangi işi seçmeli?

Merhaba Alp Bey,

Öncelikle yazılarınızı çok beğenerek takip ediyorum. Ben geçen sene Koç Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldum. PepsiCo, Bayer gibi şirketlerin projelerinde görev aldım. Ancak FMCG sektörü tecrübeli elemanları tercih ediyor. Bu yüzden hemen bir ihracat firmasında işe başladım. Maaşım iyiydi ancak fazla kurumsal bir firma değildi. Bu yüzden yaklaşık 100 çalışanı olan bir aracı kuruma geçtim. FX, VIOP ve hisse ile senelerdir ilgilenirim. İş görüşmesinde görev tanımı sadece özel müşterilere yatırım danışmanlığı yapacak olmam şeklinde belirtildiği için asgari ücret ve prim (USD) olarak işi kabul ettim. Çalışırken asla işten kaçmam, tek amacım yeni şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmektir. Ancak burada üstlerim lise mezunu, İngilizce bilmeyen ve kendilerini geliştirmek adına hiç bir çaba göstermeyen kişilerdi. Dolayısıyla benden sadece dış arama yapmam ve potansiyel müşterilerle görüşüp onları ikna etmem istendi. Yazılarınızı takip ettiğim için Jung testini yapmıştım. (Dışa dönük, Sezme, Düşünme ve Algılama). Ancak benden istenenler artık farklı bir yere gitmeye başladı. Dolayısıyla hem maaşı hem de bana bir şey katmadığı gerekçesiyle buradan yeni ayrıldım.

Ben hukuk fakültesinden geçiş yaparak işletme bitirdiğim için temel hukuki bilgim var. Bu yüzden marka ve patent vekilliği sınavına gireceğim. Uzmanlık sınavını geçerek vekillik yapabiliyorum. (mahkemelerde bir avukattan destek almak şartıyla) Ayrıca python, swift ve java dillerine de hakimim. Öğrencilik yıllarımda sürekli çalıştım. En son butik otelde müdür yardımcılığı yaptım. Genel olarak uzun ve zorlu çalışma şartlarına karşı asla şikayet etmem. Açıkçası sadece maaşın iyi olması ve kendimi geliştirme odaklıyım. Benim size sorum; sizce hangi sektörde iş aramalıyım? Yine aracı kurum gibi şirketlerin iş ilanlarına mı bakmalıyım? Yoksa start-up tarzı küçük ama geleceği olan sektörlere yönelmiş firmaların iş geliştirme ya da satış ilanlarına mı? Bir de, işletme üzerine Mba pek önerilmiyor o yüzden mühendislik üzerine yüksek lisans yapsam (finans mühendisliği ya da endüstri gibi) satış mühendisliği ilanlarına da başvurabilir miyim? Bana fikir verirseniz çok sevinirim. İyi çalışmalar diliyorum.

Sevgili Betül,

Güzel sözlerin için teşekkür ediyorum. Mail’ini defalarca okudum, tahmin edersin ki, bir insanın geleceği hakkında bir şey söylemek büyük bir sorumluluk işi, pek çok kez bu sorumluluğu almış biri olarak, pek çok arkadaşı şu an iyi yerlerde görmek beni mutlu ediyor. Umarım seni de onların arasında görürüz. Lafı pek uzatmadan görüşlerimi iletmek isterim. Yine de söylemekte fayda var, burada yazdıklarım ile ilgili “kariyer danışmanlığı” eğitimine sahip değilim ve yazdıklarım bu kapsamda değil, kendi gördüklerim ve deneyimlerim doğrultusunda şahsi fikirlerim olduğu unutulmamalıdır:

Öncelikle iş ile ilgili vereceğimiz kararlar da duygularımızı da katmamız gerekirse de ilk alıştırmayı analitik yapmak gerekir. Yani bir çeşit (SWOT) TOWS matrisi çalıştırıp bunlara puan vererek stratejik hamleyi belirlemek, sonra duygu düşünce ve isteklerimiz ile de örtüşüyorsa bunu seçmek bence en mantıklısı. 

TOWS çalışırken önce dış çevre analizi yapılır. Daha sonra iç çevre analizi. Yani öncelikle iş olanakları / bunların ortalama ücretleri, kariyer olanaklarını değerlendirmek kariyer manasında dış çevre analizi olur. Daha sonra da senin kendi yeteneklerini, mezuniyetini, dil bilgini vs. değerlendirmek de iç çevre analizi olur. Buradan başlarsak, mail’inden yerleştirelim:

Dış çevre analizi

FMCG: Kariyer vaad eden yükseklerde iyi maaşlar, ancak ilerlemesi zor / meşakatli, başlangıç maaşları fazla olmayabilir.

FX / VOB: Bol iş, az kariyer, ortalama bir maaş. 

Marka Patent vekilliği: Niş bir alan, iş bulmak zor olabilir, kariyerde ilerlenirse maddi manevi yüksek tatmin olabilir. Ancak burada hukuk lisansı yapmış olmak gerekebilir, avukat yardımı çoğu zaman sıkıntılara yol açabilir. 

Otel yöneticiliği: Küçük otellerde bol iş / az maaş. Büyük otellerde maaş düzelebilir.

İç çevre analizi:

İşletme Mezuniyeti: (+) (++) koç üniversitesi) Her alanda iş bulabilme ve uzmanlaşabilme, (-) bir alanda uzmanlaşmazsan ileriki zamanlarda sıkıntılar.

Yabancı dil (+)

Kodlama bilgisi (+)

Sen sana göre kendi matrisini geliştirip, üstüne duygularını (hangi iş sana daha iyi geliyor ve hangisine karakter ile daha yatkınsın) Buradaki tablodan ben sana şunu söyleyebilirim; çalışmayı seviyor ve kendini geliştirmek istiyorsun. Öncelikle bahsettiğin marka vekilliği sınavına kesinlikle gir, ne iş yaparsan yap bunu almana bir engel yok. Bence ana hedefin FMCG olsun, gerçekten bu bahsettiğin büyük şirketlerde düzgün çalışanlar haklarını alıyor ve insanlar yerlerinde sayarken 5 sene içerisinde orta düzey, 10 sene içerisinde ise yüksek düzey yönetici olabiliyorlar. Başka alanlarda da hızlı yükselişler var ama FMCG bence uygun bir alan. FMCG’de çok junior ve düşük maaşlı iş bulsan da kabul et, bir yandan da Marka vekilliği kısmını belgeni al, marka ile ilgili bilgi derinleşmesini FMCG firmalarında yakalayabilirsin. Marka vekilliği işi yapmak istersen de uygun bir vakitte baktın o alanda işler iyi gidiyor, ayrılarak kendi işini yapabilirsin. Bunu yaparken başkasına bağımlı olmamak için aynı anda avukat olmak için çeşitli yollara da başvurabilirsin. Örneğin ikinci üniversite’den adalet ve üzerine DGS ile hukuk fakültesi. Yüksek lisans kararına gelince, öncelikle seçimini yapıp ondan sonra bu alanda bilgi derinleşmesi için yüksek lisans yapma kararı ver. Bir şeyi de kendimce düzeltmek isterim, işletme üstü MBA, üstüne doktora yapmak bile sana pek çok yenilik ve vizyon katar, her eğitim kademesi o alanda bir düşünsel gelişmeye hitap eder, bu yüzden “işletme üstüne, MBA yapılmaz” bir mittir. Hatta bana göre yapılmazsa bazı yönler eksik kalabilir. 

Selamlar & Sevgiler.

Ücret Pazarlığı ve Müzakere Teknikleri

Özellikle özelden yazan pek çok arkadaş, tamam iş görüşmesi yaptık güzel geçti ama maaş / ücret için ne yapmamız lazım gibi çokça sormaları üzerine bu yazıyı kaleme almaya karar verdim:

İşe girmek üzeresiniz, herşey tamam,  kaldı ücret pazarlığı…

Yada güzel bir iş buldunuz, kendinizi gösterecek kadar deneyim / süre de geçirdiniz, lakin maaş aşağı yukarı aynı seviyede kaldı, böyle mi kalacak, elbette ki kalmamalı, ancak nasıl maaş pazarlığı etmeli?

Dünya tarihinde hiçbir kişi yoktur ki “yeteri kadar param var” ibaresini kullanmış olsun. Çoğumuz için ise ne yazıkki para kazanma durumu maaşlarımız ile sınırlı, hal böyle iken “pazarlık etme” yüksek maaş için diğer değişkenlerden çok daha ön plana çıkmaktadır. Çoğumuz kendimizden “az” bilgili, daha “az” zeki ve daha “az” “az” “az” olan bir sürü tipin kendimizden daha çok pozisyon ve para aldığına hemfikiriz. Türkiye’nin önceliklerinden “dayı” faktörünü bertaraf ettiğimizde ise esasen işin tamamen sizin pazarlık kabiliyetinizle doğru orantılı direkt bir korelasyonda olduğunu söylemek için doktora sahibi olmaya lüzum yoktur.

 Adam Galinsky ismini duydunuz mu? Yaptığınız işin karşılığını almıyorsanız muhtemelen duymadınız. Ben sizi tanıştırayım, Adam Columbia Business School’da pazarlık tekniklerinde uzman bir akademisyen. Dilerseniz, “Friend & Foe: When to Cooperate, When to Compete, and How to succeed  both” isimli kitabını okumuş kadar olmanız için temel pazarlık noktalarına birlikte değinelim:

Bir pazarlıkta olması gereken 2 şey nedir?                             

Bir pazarlığa oturmadan hazırlık yapma gereği ölümcüldür. Sun Tzu ağabeyimizin ünlü eseri “Savaş Sanatı” nda belirttiği üzere, savaşın sonucu esasen yapılmadan çokça önce bellidir. Bir pazarlığa oturmadan önceki hazırlığınız başarıdaki en önemli kriterinizdir.

Peki hazırlık ne demek?

Hatırı sayılır bir alternatif önermek. Eğer hayır derlerse ne olur? Burada pazarlıkta batna dediğimiz faktör devreye girer. (Batna: Best alternative to a negotiated agreement) elinizde zaten daha iyi bir iş teklifiniz mevcut ise (blöf durumu sakıncalı, babalar gibi teklifi içeren bir yazıdan bahsediyoruz) bunu direkt kullanın.)

İkincisi ise, sunduğunuz hizmetlere karşılık gelen pazar değerini bilmek, kısaca değerinizi bilmek. Bunu yapmak da pek kolay olmasa da hakikaten muadillerinizin aynı işi şu kadara, sizin ise bu kadarcığa yaptığınıza kesin deliller pazarlıkta üstünlük sağlar.

Sağlam Durmak

İşverenle fiyat pazarlığı görüşme yaptığınız her kim ise (bir amir, İK müdürü vs.) karşısında net olarak güçlü (babalar gibi, koçlar gibi) durmanızı gerektirir. En ufak bir geri basma, kendinden emin olmama durumunda gücü hemen karşınızdakine devr edersiniz. Ancak bu kolay bir iş değildir. Ne zaman masaya bir teklif ile gelseniz, alından şıpır şıpır terler dökülür, el kol hareketleri artar, anksiyete tavan yapar. Rakamdan emin değilsek, “çok mu teklif ettim, az mı teklif ettim?” gibi stres de cabası. Güçlü bir duruş sergilemeniz, yani kendinden emin tavrınız ile birlikte kendinizi düşük pazarlama ihtimaliniz ortadan kalkar. Çünkü iyi adaylar çok yüksekten uçsalar da şirketin verebileceği rakamın maksimumuna gelebilirler. Örneğin 10.ooo TL önerdiniz, şirketin max rakamı 8.ooo TL ise üzülmeyin çok söylediğiniz için kimse sizi elemez, biz 8.ooo verebiliyoruz, sizin için ok. midir derler.

Empati kurmayın, sadece karşınızdakini anlayın.

Empati hislerle ilgilidir, para ise hisli olunmaması gereken alanlardan biridir. Bu yüzden bırakın karşınızdaki gibi “hissetmeyi” – Sayın İK’cı sizi hissediyorum, beni ne kadar “optimum” a kapatırsanız o kadar performans yazacaksınız” – karşınızdakini anlayın yeter.

Karşınızdakini anlamak ne demek? Rasyonel olarak elindeki kartları görmek. Örneğin, herhangi bir firmanın çeşitli maaş aileleri ile ilgili takıntıları / sıkıntıları olabilir, ancak yan haklarla kendi lehinize kompanse etmeniz mümkün mü? (Özel sağlık sigortalarında esnemeler, şirket aracı, o herkese verdikleri 20 kg notebook yerine son model 1 kg bir canavar vs. vs. vs. ) Buradaki anahtar cümle, fazla hisli davranmadan iki ayrı teklifin bir birine ne ölçüde yaklaştırılabileceğidir.

Tamam çok güzel anladınız karşınızdakini, peki ilk adım kimden gelmeli?

Araştırmalar gösteriyor ki, makul mertebede ilk teklifi yapan (Tabi burada pozisyon kıstası da önemli, astronot değil yönetici asistanı olarak başvurduysanız 10.ooo TL önermemek gibi) her zaman kazanır. Satan makul fiyatı yüksek tuttuğunda her zaman kazanır.

Ankoring  (hedefleme) dediğimiz psikolojik etki yüzünden ilk fiyatı söyleyen her zaman kazanır. Pazarlıkta ilk telaffuz edilen rakamın her zaman bir büyüsü vardır. İlk adı geçen fiyattan uzaklaşmama gibi bir hedef ortaya çıkar.

Son olarak opsiyonlar belirtmek hedefe ulaşmanızı kolaylaştırır.

İş verenlerin her zaman çeşitli pozisyon aileleri için ücret aralıkları varken, iş görenler hep tek rakama takılı kalmaya eğilimlidirler. En düşük söylediğiniz rakam sizi tatmin ediyorsa bir aralık söylemek her zaman daha başarılı olmanıza hizmet eder. Bu aralıkları yan haklar olarak da belirlemek daha önce söylediğimiz maddedeki gibi işinizi kolaylaştırır. Örneğin 10.ooo maaş yada 8.ooo + şirket aracı + benzin. Gibi verilen yan hakları sorgulayarak toplam faydanızı arttırmaya gayret edebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse;

Dersinize iyi çalışın – Sizin gibi profesoneller piyasada kaça gidiyor?

Sağlam durun. – Kararlı ve kendinden emin adımlar her zaman pazarlıktaki görülmeyen değişkenlerdir.

Empati kurmayın, anlayın. – Evet insan olarak hissetmek güzel şey, ama hislerinizi evdeki annenize, sevgilinize, yada kediniz Pıtır’a saklayın.

İlk teklifi siz yapın. Ankoring (hedefleme) etkisinden yararlanmak için  makul bir seviyede teklif yapın.

Opsiyonlu olun. Belirli rakamlar üzerinde ısrarcı olmak yerine bir teklif aralığı ve yan haklar aralığı belirleyin.

Yazımın faydalı olacağını umuyor, tüm ücret pazarlığı aşamasındaki arkadaşlara başarılar diliyorum.

En Sık Sorulan Mülakat Soruları ve Cevapları

Güzel bir okulu güzel bir derece ile bitirdiniz. Babanızın haydi kızım / oğlum bir iş bul artık yakarışları artık sizi baskılarken bir kaç ilana başvurdunuz ve o da ne, evet sizi görüşmeye çağırdılar. Kendinize ful güvenli olarak gittiniz, görüştünüz, bir hafta beklediniz, ikinci hafta da beklediniz. Haber bir türlü çıkmıyor. Bu süreç bir iki görüşme derken can sıkıcı bir hale gelmeye başladı. Öncelikle İK adına bir gerçekten bahsedelim, bir iş görüşmesine çağırılıp da işe alınmadı iseniz kesinlikle görüşmede bir sıkıntı var demektir. Görüşme sırasında İK’cılar racona uymak için kadın tarzına benzer bir iletişime girerler, yani esasen demek istedikleri ile söyledikleri arasında dağlar kadar fark vardır. İş arama sürecinize katkıda bulunmak için en azından ikinci görüşmeyi garanti altına alabileceğiniz en sık sorulan sorular ve aslında ne sorulmak istendiğini açıklıyorum:

1. Bize Kendinizden Bahsedin?

Gizli soru: Bu başvurduğunuz işle eğitiminiz, iş geçmişiniz ve profesyonel yetenekleriniz ne ölçüde uyuşmakta.

Kısa yol: Daha önceden görev tanımını okuduğunuzdan emin olun ve eğitiminizde görev tanımı ile ilgili neleri yansıtabileceğinizi anlatın, iş deneyiminiz var ise, geçmiş iş deneyiminizdeki benzer nitelikteki görevlerden ve başarılarınızdan bahsedin. Bu arada İK’cılar klişe laflardan nefret ederler, “şirketinize artı değer katacağıma inanıyorum”, “çalışkan ve verimliyim, iletişim yeteneklerime güveniyorum” gibi safsatalar yerine puzzle gibi uygun parçaları gerekli görev tanımına yapıştıracak net cümleler kurun.

2. Kendinizi beş yılda nerede görüyorsunuz?

Gizli soru: Başvurduğunuz pozisyon kariyer hedeflerinize gerçekten uyuyor mu? Hakikaten uzun süreli bir kariyer hedefiniz var mı?

Kısa yol: Kesinlikle bilmiyorum gibi bir cevap vermeyin. Özel hayatınıza da kesinlikle odaklanmayın, evlenmek istiyorum vs. gibi İK’cıya bu konu hakkında daha önce düşündüğünüz izlenimi verin (ve mümkünse düşünün de zaten). Bu soruya cevap verirken başvurduğunuz pozisyon ve sizin kariyer planınız ile ilgili ortak noktaları ve kariyerinize katabileceği artıları anlatın. Ayrıca bu soru iki ay sonra işi bırakıp bırakmayacağınızı da ölçmek için kullanıldığı için mümkün olduğu kadar canlı bir anlatımda fayda var.

3. Zayıf yanlarınızdan bahseder misiniz?

Gizli soru: Kendinin farkında mısın? Daha iyi olmak için çaba harcıyor musun?

Kısa yol: Bu çok tehlikeli soruda İK’cılar bile bir çok farklı görüş beyan ediyorlar. Hiç zayıf yanınız olmadığını söylemek gibi megolamanca bir düşünce aklınızın ucundan bile geçmesin. Gerçek hayattan alıntı yaparak “ufak” bir zayıflığınızdan ve sonra bunun üzerine çalışarak nasıl iyileştirdiğinizden ve “öğrendiğinizden” bahsedin. Örnek; kalabalık önünde gerçekten konuşurken kötüydünüz ve sonra bir kursa katılarak bir hitabet uzmanı oldunuz falan. İK’cıların artık yemediği klişe cevaplar: “Tembel iş arkadaşlarıma dayanamıyorum ve kavga ediyorum”, “o kadar çok mesai yapıyorum ki, kendime vakit ayıramıyorum.” , ” çok mükemmeliyetçiyim, o yüzden çok çalışıyorum.” vs.

4. Sizi en çok ne motive eder?

Gizli soru: Kendi kendine doğru düzgün çalışıyor musun, yoksa elimize seni sopa alıp dürtmeli miyiz?

Kısa yol: Yine sağlam tuzak sorulardan biri ile karşı karşıyasınız. İdeal bir çalışan kendi kendine motive olur, yöneticisinin, onun bunun kendisini kastırmasına ihtiyaç duymaz. Siz de ideal bir çalışan olarak belirli bir hedefiniz olduğunda motive olduğunuzu, kendinizi ve yeteneklerinizi geliştirmenin sizi motive ettiğini (mümkün mü, evet mümkün de biraz da 5k üstü maaş verseniz daha iyi motive olurum.) söyleyin. Cevabınızı eski iş yerinizden yada okuldaki parlak bir anınızdan (ortak çalışmalar, projeler gibi) örnek vererek pekiştirin. Buradaki ana nokta demin yaptığımız nükteyi konuya dahil etmemek, yani herkes için doğru olsa da motivasyon aracı olarak pozisyon ve parayı kesinlikle söylemeyin.

5. Neden burada çalışmak istiyorsun?

Gizli soru: Gerçekten bu işe uygun musun, gerçekten bu şirkette kalmaya niyetin var mı yoksa geçerken öyle bir arkadaşa bakıp çıkacak mısın?

Kısa yol: Şirketin değerleri ve kendi değerlerinin ne ölçüde uyuştuğu ve bu pozisyona cuk diye neden oturduğunu çok güzel şekilde anlatmak gerek. Bu yüzden ev ödevinizi iyi yaparak şirket hakkında gerekli tüm bilgileri önceden edinmek, parçalamanız gereken lügat adına faydalı olacaktır. Daha sonra kazan-kazan ilkesi gereği, sizin şirketten nasıl profesyonel olarak faydalanacağınız (para vereceksiniz ya…değil tabi) şirketin sizden nasıl fayda sağlayacağını da anlatıverin.

Bol Şans.

Okur Mektupları – 5: Barış sorun yaşadığı eski şirketine dönmeli mi?

Hocam Merhaba.

Sizi uzun zamandır takip ediyorum. Makaleleriniz çok iyi. Gerçekten içimizden geçenleri, işverenlere söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi yazıyorsunuz. Size bir konuda danışmak istiyorum: Ben Ağustos ayında üç buçuk yıldır çalıştığım şirketten ayrıldım. Maddi olarak ücret yükseltilmesini istedim fakat olmadı. Şirket içerisinde benden sonra giren elemanlara benden daha fazla maaş verilmesi durumu da vardı. Firma bilişim sektöründe, ben ise ar-ge kısmında görevli idim. Şirkete birçok emek ve yenilik kattığımı düşünüyorum. Kendi ürettiğim tasarımları şirket halen satmaktadır. Şirket üç ortak ikisi ise karı-koca. Eş olan kadın ile şirket içerisinde çoğu kez ters düşüyordum. Bu konunun kendi eşi de farkındaydı. Şu anda farklı bir sektördeyim, fakat elektronik mesleği üzerine değil. Ben şirket Genel Müdürü ile aramda bir şey olmadığını, kendisinin de beni sayıp sevdiğini biliyorum. Bu şirkete tekrar geri işe alım konusunda mail atmayı düşünüyorum. Sizce nasıl bir yol izlemeliyim. Dönüşünüzü beklerim.

İyi seneler dilerim.

Merhaba Barış,

Güzel sözlerin için teşekkür ederim, gerçekten motive oldum. Ülkemiz için çok klasik şeylerden bahsetmişsin, üzerinden geçecek olursak: Kıdemli ve çok katkısı olan personelin zaman içerisinde enflasyon altı zamlarla maaşının yeni gelenler karşısında neredeyse yarı yarıya düşmesi. Gerçekten pek çok şirkette böyle; tabiri caiz ise “maymuncuk” gibi her şeyi bilen, şirkete pek çok katkısı dokunmuş ve yokluğunda sıkıntı çıkması muhtemel personeli “bağlılığı” sebebi ile cezalandırmayı çok iyi biliyoruz. İkinci kısım ise “patron” şirketlerinde eş, dost, oğul, akraba kabilinden insanların liyakatına bakılmaksızın şirkette önemli pozisyonlara gelerek, pek çok konuda söz sahibi olarak, pek çok yanlış karar vererek şirketi ileri değil geriye götürmesi.

Senin durumun için elimizdekilere bakalım:

Faydalı bir personel olmana ilişkin, şirkette ücretsel adalet yok. Yeni gelenler senden çok ücretlere girmişler.

Şirkette liyakat önemli değil, eş, dost, akraba olanların dedikleri geçerli.

Böyle bir şirkete ben şahsen geri dönmeni tavsiye etmem. “Oooo hoş geldin Barış, ne iyi ettin” muhabbeti ilk bir aydan sonra geçecek, tekrar eski sorunlar baş göstermeye başlayacaktır. Böylelikle kısa bir süre sonunda kendini tekrar iş arar halde bulman çok olası.

Burada bahsetmediğin dinamiklerden ötürü tekrar dönmek istiyor ve kendince avantajlı olduğunu düşünüyorsan da, bu işleri mail yolu ile yapmak pek şık olmayacaktır. Genel Müdür’ün kendisinden bir randevu talep ederek yüz yüze görüşmeni ve bu görüşme esnasında da eğer sıcak bakılacaksa, yukarıda saydığımız şeylerin başına gelmeyeceğine dair en azından sağlam deliller istemeni öneririm. Lakin kişisel görüşümce, Genel Müdür arkadaş değil sözle ikrar, yazılı metin dahi imzalasa bu şirkette aynı senaryonun tekrar yaşanacağına da üzülerek kalıbımı basarım.

Selamlar & Sevgiler.

Okur Mektupları – 4: Nihal’in İşe Alım Macerası

Alp Hocam Selamlar,

Aracı bir firmada insan kaynakları işe alım danışmanı olarak uzun süre çalıştıktan sonra orta denebilecek büyüklükteki bir firmanın insan kaynaklarına işe alımdan sorumlu yönetici olarak getirildim. Eski firmamda yöneticiler çok daha deneyimliydi ve burada teklif edilen maaşa gelmem çok daha fazla zamanımı alacağından bu firmaya geçtim. Geldiğimden beri işe aldığım tek personel işte kalmadı! Geçen gün yöneticim imalı bir şekilde, aldığım adamların işte durmamasını bana bağlayarak “düzgün” adam seçemediğimi, böyle giderse benim de onların arasına katılarak başka bir yerde iş aramam gerektiğini ima etti. Gerçekten ne yapacağımı bilemiyorum, aracı kurumda tüm öğrendiklerimi yapıyorum, CV’leri güzelce inceliyorum, önceki deneyimlerine dikkat ediyorum, işle ilgili motivasyonlarına dikkat ediyorum. Öğrendiklerimi çok iyi icra ettiğimi düşünüyorum ama işe aldığım personel ya bir hafta sonra, ya iki ay sonra deneme süresi sonunda kendi gidiyor, ya da şirket kendisini işten çıkarıyor, gerçekten nerede hata yaptığımı anlamadım, bu işi bildiğimi düşünüyorum ama kaçırdığım bir şey mi var?

Nihal.

Sevgili Nihal,

Durumunu çok yakından anlayabiliyorum. Gerçekten işe alımı en güzel yerlerden birinde öğrenmişsin, ve bu firmadaki deneyimlerinin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ancak kaçırdığın bir şey var. İşe alımlarını yaptığın firmalar şu anki firmandan anladığım kadarı ile çok daha “kurumsal” idiler. Öyle kurumsal idiler ki, bazı pozisyonların dolumunda daha profesyonel ekiplerin çalışmasını gerektiğini düşünerek, bence bir firmanın en önemli fonksiyonlarından biri olan “işe alım” araştırma kısmını sizlere outsource ediyorlardı. Bir işe alımcının fonksiyonu işe alım sonrası bitmese de, bundan sonraki kısımlarda top, kendi yöneticisinde ve iş arkadaşlarındadır. Üzülerek söylemek istiyorum ki, bir firmada turn-over oranı ne kadar yüksek ise, o firmada “liderlik” özellikleri o derece gelişmemiş yöneticiler mevcuttur. Yani arada ciddi bir negatif korelasyon vardır.

Kendi yöneticinin dahi işten çıkanların sorumlusu olarak seni gördüğünden bahsetmişsin ki, sırf buradan bile bu firmada çalışan yöneticilerin “liderlik” seviyesi hakkında pek çok şey söylemek mümkün olabilir. Gençken yapılan hatalardan biri de, görece “çok para” ve “çok unvan” veren şirketleri, profesyonel manada çalışan şirketlere “tercih” etmektir. Daha sonra tabiri caiz ise, eski kurumsal şirketini “mum” ile aramaya başlarsın.

Öncelikle derin bir nefes al ve arkana yaslan, yüksek turn-over’ın %1 sebebi bile sen değilsin. Bu şirkette senin elinde olmayan sebeplerden ötürü pek fazla vaktinin kalmadığını da söyleyebiliriz. Böylelikle bu kurumu düzeltmek yerine, bence enerjini kendine yeni bir iş arama yönünde kullan. Birkaç pozisyon daha sonunda yöneticin daha önce kendi yöneticisine senin “beceriksiz” olduğun yönündeki çıtlatmaları direkt suçlamaya dönecek ve kendini kurtarmak adına seni günah keçisi olarak ortaya atacaktır.

Selamlar & Sevgiler.

Okur Mektupları – 3: Melike’nin istifası

İyi Akşamlar Alp Hocam;

İki senedir aynı işletme bünyesinde çalışıyorum. İşe girişimde uzun süredir işsiz olduğum için iyi bir okul mezunu olmama karşın, işsiz kalmanın da yarattığı stresle düşük bir ücreti kabul ettim. İş görüşmesini yaptığım departman yöneticim de, ilk yıl için bu maaşın bu şekilde olacağını, beni beğenirlerse ve işi öğrenirsem ikinci senede ciddi bir zam alacağımı belirtmişti. Ancak geçen zam zamanında ise ücretim düşük olmasına rağmen beklediğim düzeltme yapılmadı, herkese yapılan ortak bir zam oranı ile geçiştirildim. İlgili yöneticiler ile durumumu görüşüp yine bir sonuç alamayınca ise iş aramaya başladım. Bir firma beni çağırdı ve görüşmelerim olumlu geçti, sonrasında ise şu anki maaşımdan ciddi şekilde yüksek bir teklif aldım. İstifamı vermemin ardından ise İK müdürü ve patron benimle görüşme talep ederek bana %50! bir artışla kalmamı, onlar için çok değerli olduğumu söylediler. Şu an kafam çok karışık sizce ne yapmalıyım?

Melike.

Merhaba Melike,

Öncelikle geçmiş olsun gerçekten zor bir durum. İşletme yaşamını profesyonel şekilde düşünmek gerekir, her birimiz insan olarak duygusal yaratıklarız ve çoğu verdiğimiz kararın arkasında da duygusal temeller yatar. Ancak iş dünyası ne yazık ki çoğu açıdan duygularla yürütülmemesi gereken durumları ihtiva eder. Yeni bir iş yerine adapte olmak zordur, “yeni bir işyerine adapte olmaktansa ne güzel maaşım da artmışken rahatımı bozmayayım” gibi düşünebilirsin. Ancak bir iş yerinden istifa ettikten sonra aradaki güven zedelenmiş olur. Şu andaki teklifi seni çok değerli gördükleri için yaptıklarını düşünmüyorum, zaten sana değer vermiş olan bir işletme gerekli zamanda taahhüt ettikleri maaş düzeltmesini yapmış olması gerekirdi. Böyle bir şey olmadığına göre seni bırakmak istememelerinin nedeni büyük ihtimalle senin yaptığın işlerin devrinin kolay olmayacağı veya yerine bir kimsenin şu ana kadar yetişmemiş olması gerçeğidir. Seni bir süre yeni maaşınla tutarak hızlı tarafından seni yedekleyecekler ve sonrasında film senin açından kötü sonla bitecektir. Bunu geçmiş deneyimimle çok net olarak söyleyebilirim.

Müdürün seninle iş görüşmesi yaparken konuşması son derece klasik bir “pazarlıkta sahtecilik” meselesidir. Benzer şekilde bir şey benim de başıma gelmişti:

İş görüşmesinde karşımda ik direktörü, işi başarırsam kısa sürede yönetici olacağımı belki bir sene hatta, ne bir senesi, dört ay sonra bile yönetici kademesine gelerek o anki önerilen maaşımı neredeyse iki katına katlayacağımı belirtmişti. Görüşmedeki diğer kişiler, amirim olacak kişi ve onun amiri de kafa sallayarak onayladılar; hatta amirim olacak arkadaş, ufak bir hesap yaparak yaklaşık kazancımın onun kadar olacağını falan belirtti. Düşününce bunu söyleyen de ik direktörü, adam yalan mı söyleyecek canım?… Koskoca ik direktörü…herkes de kendisini destekledi, demek kaynak sağlam…diyerek iş sözleşmesine şakadanak imzamı basmıştım. Sonra gel zaman git zaman dedikleri bir yıl da sona ererken, hani n’oldu bizim yöneticilik arkadaşlar kabilinden iş görüşmemde bulunan herkese mail atınca, kendi üst amirim tarafından azarlanır tarzda bir mail aldım: “O mail attığın ik direktörü, senin atamanda söz sahibi değil, lütfen şirketin prosedürlerine ve yazışma kurallarına dikkat edelim!”. Koskoca ik direktörünün atıp tuttuğuna dikkat edilmiyor da, ben yazışma kurallarına dikkat edecekmişim… İlginç… Uzun lafın kısası, başka bir yazımda da belirttiğim gibi “X vakte kadar şu ve Y olursa da bu olacak” tadındaki işletme vaatlerine kesinlikle kanılarak karar verilmemesi gerekir. Yoksa üzülen sen olursun. Senin bu spesifik vakan için de, üstüne imzamı atarak diyebilirim ki, hiç kafanı karıştırmadan yeni işine git, arkana da bakma, şimdiden hayırlı olsun, yeni kariyerinde başarılar dilerim.

Okur Mektupları – 1: Aslı ne yapmalı?

Alp Bey Merhabalar,

İş yerinde yaşamış olduğum bir problemi size yazmak istedim, sizin bu konudaki cevabınızı merak ediyorum. Yaklaşık sekiz aydır büyük bir firmada satış destek yetkilisi olarak çalışmaktayım. İşe başlarken bunun büyük bir kariyer olanağı olduğu, işimde kısa sürede yükseleceğim konusunda ikna olarak geldim. Zaman içerisinde gördüm ki, beni işe alırken bahsettikleri hiçbir projede ben yer almamaktayım. Birçok toplantıya çağrılmıyorum. İş yükü olarak da benimle aynı pozisyonda olan arkadaşlardan çok daha fazla çalışmaktayım. İşimden başka işlerle meşgul olmak istediğimde ise benden pozisyon olarak daha yukarıda olanların bir şekilde müdahalesi ile karşı karşıya kalıyorum. Bu işte gelişemediğimi düşünmeye başladım, sizce başka bir iş bakmalı mıyım?

Merhaba Aslı,

Mezun olduktan sonra ilk işimiz bizim için hem güçlü bir kariyer oluşturmak, hem de okulda öğrendiğimiz teorik bilgileri iş yaşamına adapte edebilmek ve kendimize güven oluşturabilmek için çok önemlidir. Cümlelerinden anladığım kadarı ile projelerde yer alarak çalışmak ve yeni şeyler öğrenebilmek senin için çok önemli. Şu an çalıştığın pozisyon ise işin doğası gereği daha çok birbirini tekrar eden görevlerden oluşmakta. Diğer arkadaşlarına göre daha çok performanslı çalıştığını söylemişsin, bu yöneticilerin senin farkına varabilmeleri için arzu edilen bir durum. Ne yazık ki pek çok firmada, iş görüşmesinde şatafatlı olarak anlatılan firmadaki projeler, vb. şeyler gerçekten o firmaya başlayınca farklılık göstermekte, insan kaynakları yöneticileri, senin gibi yetenekli adayları bünyelerine çekmek için esasında pek de etik olmayan şekillerde, işin değerini ve şirketin durumunu abartmakta, daha sonra da senin gibi genç ve yetenekli insanlar durumun bu şekilde olmadığını gördüğünde de kaçınılmaz olarak hem firma yetenek kaybına uğramakta, hem de bahsettiğin gibi sekiz ay gibi güzel bir firmada bir çok şey öğrenilerek geçirilecek zaman da heba olmakta. Durumu öncelikle yöneticilerinle bir oturumda paylaşmanı ve iş görüşmesine atıfta bulunmanı, daha sonra görüşmeden sonra alacakları tutum ile birlikte kararını vermeni öneriyorum. Belki de seni bahsettikleri projelere dahil edecekler, ya da daha başka bir pozisyon da sana önerebileceklerdir. Ancak görüşmeden makul bir zaman dilimi geçtikten sonra da herhangi bir değişiklik olmuyorsa, bu firmada zaman kaybetmenin anlamı olmadığını, başka bir iş bakmanı öneriyorum.

Selamlar & Sevgiler.

Yenilenen Blog!

Merhaba Değerli Arkadaşlar;

Hayatta her şey değişirken, bu blog’un da değişmemesi düşünülemezdi. Bu yüzden daha sade bir şekilde blog’umu yeniden düzenledim. Linkedin’de paylaştığım yazıları burada da paylaşacağım.

Görüşmek dileği ile…

Selamlar & Sevgiler.