Tag Archives: ik

Okur Mektupları – 6: Betül hangi işi seçmeli?

Merhaba Alp Bey,

Öncelikle yazılarınızı çok beğenerek takip ediyorum. Ben geçen sene Koç Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldum. PepsiCo, Bayer gibi şirketlerin projelerinde görev aldım. Ancak FMCG sektörü tecrübeli elemanları tercih ediyor. Bu yüzden hemen bir ihracat firmasında işe başladım. Maaşım iyiydi ancak fazla kurumsal bir firma değildi. Bu yüzden yaklaşık 100 çalışanı olan bir aracı kuruma geçtim. FX, VIOP ve hisse ile senelerdir ilgilenirim. İş görüşmesinde görev tanımı sadece özel müşterilere yatırım danışmanlığı yapacak olmam şeklinde belirtildiği için asgari ücret ve prim (USD) olarak işi kabul ettim. Çalışırken asla işten kaçmam, tek amacım yeni şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmektir. Ancak burada üstlerim lise mezunu, İngilizce bilmeyen ve kendilerini geliştirmek adına hiç bir çaba göstermeyen kişilerdi. Dolayısıyla benden sadece dış arama yapmam ve potansiyel müşterilerle görüşüp onları ikna etmem istendi. Yazılarınızı takip ettiğim için Jung testini yapmıştım. (Dışa dönük, Sezme, Düşünme ve Algılama). Ancak benden istenenler artık farklı bir yere gitmeye başladı. Dolayısıyla hem maaşı hem de bana bir şey katmadığı gerekçesiyle buradan yeni ayrıldım.

Ben hukuk fakültesinden geçiş yaparak işletme bitirdiğim için temel hukuki bilgim var. Bu yüzden marka ve patent vekilliği sınavına gireceğim. Uzmanlık sınavını geçerek vekillik yapabiliyorum. (mahkemelerde bir avukattan destek almak şartıyla) Ayrıca python, swift ve java dillerine de hakimim. Öğrencilik yıllarımda sürekli çalıştım. En son butik otelde müdür yardımcılığı yaptım. Genel olarak uzun ve zorlu çalışma şartlarına karşı asla şikayet etmem. Açıkçası sadece maaşın iyi olması ve kendimi geliştirme odaklıyım. Benim size sorum; sizce hangi sektörde iş aramalıyım? Yine aracı kurum gibi şirketlerin iş ilanlarına mı bakmalıyım? Yoksa start-up tarzı küçük ama geleceği olan sektörlere yönelmiş firmaların iş geliştirme ya da satış ilanlarına mı? Bir de, işletme üzerine Mba pek önerilmiyor o yüzden mühendislik üzerine yüksek lisans yapsam (finans mühendisliği ya da endüstri gibi) satış mühendisliği ilanlarına da başvurabilir miyim? Bana fikir verirseniz çok sevinirim. İyi çalışmalar diliyorum.

Sevgili Betül,

Güzel sözlerin için teşekkür ediyorum. Mail’ini defalarca okudum, tahmin edersin ki, bir insanın geleceği hakkında bir şey söylemek büyük bir sorumluluk işi, pek çok kez bu sorumluluğu almış biri olarak, pek çok arkadaşı şu an iyi yerlerde görmek beni mutlu ediyor. Umarım seni de onların arasında görürüz. Lafı pek uzatmadan görüşlerimi iletmek isterim. Yine de söylemekte fayda var, burada yazdıklarım ile ilgili “kariyer danışmanlığı” eğitimine sahip değilim ve yazdıklarım bu kapsamda değil, kendi gördüklerim ve deneyimlerim doğrultusunda şahsi fikirlerim olduğu unutulmamalıdır:

Öncelikle iş ile ilgili vereceğimiz kararlar da duygularımızı da katmamız gerekirse de ilk alıştırmayı analitik yapmak gerekir. Yani bir çeşit (SWOT) TOWS matrisi çalıştırıp bunlara puan vererek stratejik hamleyi belirlemek, sonra duygu düşünce ve isteklerimiz ile de örtüşüyorsa bunu seçmek bence en mantıklısı. 

TOWS çalışırken önce dış çevre analizi yapılır. Daha sonra iç çevre analizi. Yani öncelikle iş olanakları / bunların ortalama ücretleri, kariyer olanaklarını değerlendirmek kariyer manasında dış çevre analizi olur. Daha sonra da senin kendi yeteneklerini, mezuniyetini, dil bilgini vs. değerlendirmek de iç çevre analizi olur. Buradan başlarsak, mail’inden yerleştirelim:

Dış çevre analizi

FMCG: Kariyer vaad eden yükseklerde iyi maaşlar, ancak ilerlemesi zor / meşakatli, başlangıç maaşları fazla olmayabilir.

FX / VOB: Bol iş, az kariyer, ortalama bir maaş. 

Marka Patent vekilliği: Niş bir alan, iş bulmak zor olabilir, kariyerde ilerlenirse maddi manevi yüksek tatmin olabilir. Ancak burada hukuk lisansı yapmış olmak gerekebilir, avukat yardımı çoğu zaman sıkıntılara yol açabilir. 

Otel yöneticiliği: Küçük otellerde bol iş / az maaş. Büyük otellerde maaş düzelebilir.

İç çevre analizi:

İşletme Mezuniyeti: (+) (++) koç üniversitesi) Her alanda iş bulabilme ve uzmanlaşabilme, (-) bir alanda uzmanlaşmazsan ileriki zamanlarda sıkıntılar.

Yabancı dil (+)

Kodlama bilgisi (+)

Sen sana göre kendi matrisini geliştirip, üstüne duygularını (hangi iş sana daha iyi geliyor ve hangisine karakter ile daha yatkınsın) Buradaki tablodan ben sana şunu söyleyebilirim; çalışmayı seviyor ve kendini geliştirmek istiyorsun. Öncelikle bahsettiğin marka vekilliği sınavına kesinlikle gir, ne iş yaparsan yap bunu almana bir engel yok. Bence ana hedefin FMCG olsun, gerçekten bu bahsettiğin büyük şirketlerde düzgün çalışanlar haklarını alıyor ve insanlar yerlerinde sayarken 5 sene içerisinde orta düzey, 10 sene içerisinde ise yüksek düzey yönetici olabiliyorlar. Başka alanlarda da hızlı yükselişler var ama FMCG bence uygun bir alan. FMCG’de çok junior ve düşük maaşlı iş bulsan da kabul et, bir yandan da Marka vekilliği kısmını belgeni al, marka ile ilgili bilgi derinleşmesini FMCG firmalarında yakalayabilirsin. Marka vekilliği işi yapmak istersen de uygun bir vakitte baktın o alanda işler iyi gidiyor, ayrılarak kendi işini yapabilirsin. Bunu yaparken başkasına bağımlı olmamak için aynı anda avukat olmak için çeşitli yollara da başvurabilirsin. Örneğin ikinci üniversite’den adalet ve üzerine DGS ile hukuk fakültesi. Yüksek lisans kararına gelince, öncelikle seçimini yapıp ondan sonra bu alanda bilgi derinleşmesi için yüksek lisans yapma kararı ver. Bir şeyi de kendimce düzeltmek isterim, işletme üstü MBA, üstüne doktora yapmak bile sana pek çok yenilik ve vizyon katar, her eğitim kademesi o alanda bir düşünsel gelişmeye hitap eder, bu yüzden “işletme üstüne, MBA yapılmaz” bir mittir. Hatta bana göre yapılmazsa bazı yönler eksik kalabilir. 

Selamlar & Sevgiler.

İşten Ayrılan Çalışan

İyi bir çalışanınız işten ayrılıyor mu?

1. Kendisi ile bir çıkış mülakatı düzenleyin, işten çıkan biri çalışırken size söylemeye çekindiği pek çok şeyi artık organik bir bağınız kalmadığı için söyleyecektir. Bunu geyik olsun diye yapmayın, söylediği her şeyi işletmenizin işveren markasını kuvvetlendirmek için değerlendirin, süreçlerinizi geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirin.

2. Bugüne kadar yaptığı tüm güzel işler için kendisine teşekkür edin ve bundan sonraki kariyeri için şans dileyin.

3. Sizden referansa ihtiyaçları varsa açık yüreklilik ile kendisine seve seve referans olabileceğinizi belirtin.

4. Ne zaman arzu ederse geri gelebileceğini belirtin. Ne zaman bir çalışan bir şirketten ayrılma kararı alsa, genel olarak işverenler kendisine bir “hain” gözü ile bakmaktalar ve bu kişiyi kapının önüne bir an önce koymak için sabırsızlanıyorlar. Bu durum tamamen kendi yetersizliğiniz için başkasını suçlamaktır.

Unutmayalım ki, istisnalar hariç, hiç kimse zevki için bir işten ayrılıp risk almak istemez. Bir personel bir şirkette aradığını bulduğu vakit ayrılmayı düşünmez. Bu yüzden sürekli çalışan bağlılığını arttırmanın ve işveren marka değerini yükseltmenin yollarına bakılmalı, “nasılsa eleman bol” gözü ile bakarak, değerli çalışanları kaptırmamalı.

Ücret Pazarlığı ve Müzakere Teknikleri

Özellikle özelden yazan pek çok arkadaş, tamam iş görüşmesi yaptık güzel geçti ama maaş / ücret için ne yapmamız lazım gibi çokça sormaları üzerine bu yazıyı kaleme almaya karar verdim:

İşe girmek üzeresiniz, herşey tamam,  kaldı ücret pazarlığı…

Yada güzel bir iş buldunuz, kendinizi gösterecek kadar deneyim / süre de geçirdiniz, lakin maaş aşağı yukarı aynı seviyede kaldı, böyle mi kalacak, elbette ki kalmamalı, ancak nasıl maaş pazarlığı etmeli?

Dünya tarihinde hiçbir kişi yoktur ki “yeteri kadar param var” ibaresini kullanmış olsun. Çoğumuz için ise ne yazıkki para kazanma durumu maaşlarımız ile sınırlı, hal böyle iken “pazarlık etme” yüksek maaş için diğer değişkenlerden çok daha ön plana çıkmaktadır. Çoğumuz kendimizden “az” bilgili, daha “az” zeki ve daha “az” “az” “az” olan bir sürü tipin kendimizden daha çok pozisyon ve para aldığına hemfikiriz. Türkiye’nin önceliklerinden “dayı” faktörünü bertaraf ettiğimizde ise esasen işin tamamen sizin pazarlık kabiliyetinizle doğru orantılı direkt bir korelasyonda olduğunu söylemek için doktora sahibi olmaya lüzum yoktur.

 Adam Galinsky ismini duydunuz mu? Yaptığınız işin karşılığını almıyorsanız muhtemelen duymadınız. Ben sizi tanıştırayım, Adam Columbia Business School’da pazarlık tekniklerinde uzman bir akademisyen. Dilerseniz, “Friend & Foe: When to Cooperate, When to Compete, and How to succeed  both” isimli kitabını okumuş kadar olmanız için temel pazarlık noktalarına birlikte değinelim:

Bir pazarlıkta olması gereken 2 şey nedir?                             

Bir pazarlığa oturmadan hazırlık yapma gereği ölümcüldür. Sun Tzu ağabeyimizin ünlü eseri “Savaş Sanatı” nda belirttiği üzere, savaşın sonucu esasen yapılmadan çokça önce bellidir. Bir pazarlığa oturmadan önceki hazırlığınız başarıdaki en önemli kriterinizdir.

Peki hazırlık ne demek?

Hatırı sayılır bir alternatif önermek. Eğer hayır derlerse ne olur? Burada pazarlıkta batna dediğimiz faktör devreye girer. (Batna: Best alternative to a negotiated agreement) elinizde zaten daha iyi bir iş teklifiniz mevcut ise (blöf durumu sakıncalı, babalar gibi teklifi içeren bir yazıdan bahsediyoruz) bunu direkt kullanın.)

İkincisi ise, sunduğunuz hizmetlere karşılık gelen pazar değerini bilmek, kısaca değerinizi bilmek. Bunu yapmak da pek kolay olmasa da hakikaten muadillerinizin aynı işi şu kadara, sizin ise bu kadarcığa yaptığınıza kesin deliller pazarlıkta üstünlük sağlar.

Sağlam Durmak

İşverenle fiyat pazarlığı görüşme yaptığınız her kim ise (bir amir, İK müdürü vs.) karşısında net olarak güçlü (babalar gibi, koçlar gibi) durmanızı gerektirir. En ufak bir geri basma, kendinden emin olmama durumunda gücü hemen karşınızdakine devr edersiniz. Ancak bu kolay bir iş değildir. Ne zaman masaya bir teklif ile gelseniz, alından şıpır şıpır terler dökülür, el kol hareketleri artar, anksiyete tavan yapar. Rakamdan emin değilsek, “çok mu teklif ettim, az mı teklif ettim?” gibi stres de cabası. Güçlü bir duruş sergilemeniz, yani kendinden emin tavrınız ile birlikte kendinizi düşük pazarlama ihtimaliniz ortadan kalkar. Çünkü iyi adaylar çok yüksekten uçsalar da şirketin verebileceği rakamın maksimumuna gelebilirler. Örneğin 10.ooo TL önerdiniz, şirketin max rakamı 8.ooo TL ise üzülmeyin çok söylediğiniz için kimse sizi elemez, biz 8.ooo verebiliyoruz, sizin için ok. midir derler.

Empati kurmayın, sadece karşınızdakini anlayın.

Empati hislerle ilgilidir, para ise hisli olunmaması gereken alanlardan biridir. Bu yüzden bırakın karşınızdaki gibi “hissetmeyi” – Sayın İK’cı sizi hissediyorum, beni ne kadar “optimum” a kapatırsanız o kadar performans yazacaksınız” – karşınızdakini anlayın yeter.

Karşınızdakini anlamak ne demek? Rasyonel olarak elindeki kartları görmek. Örneğin, herhangi bir firmanın çeşitli maaş aileleri ile ilgili takıntıları / sıkıntıları olabilir, ancak yan haklarla kendi lehinize kompanse etmeniz mümkün mü? (Özel sağlık sigortalarında esnemeler, şirket aracı, o herkese verdikleri 20 kg notebook yerine son model 1 kg bir canavar vs. vs. vs. ) Buradaki anahtar cümle, fazla hisli davranmadan iki ayrı teklifin bir birine ne ölçüde yaklaştırılabileceğidir.

Tamam çok güzel anladınız karşınızdakini, peki ilk adım kimden gelmeli?

Araştırmalar gösteriyor ki, makul mertebede ilk teklifi yapan (Tabi burada pozisyon kıstası da önemli, astronot değil yönetici asistanı olarak başvurduysanız 10.ooo TL önermemek gibi) her zaman kazanır. Satan makul fiyatı yüksek tuttuğunda her zaman kazanır.

Ankoring  (hedefleme) dediğimiz psikolojik etki yüzünden ilk fiyatı söyleyen her zaman kazanır. Pazarlıkta ilk telaffuz edilen rakamın her zaman bir büyüsü vardır. İlk adı geçen fiyattan uzaklaşmama gibi bir hedef ortaya çıkar.

Son olarak opsiyonlar belirtmek hedefe ulaşmanızı kolaylaştırır.

İş verenlerin her zaman çeşitli pozisyon aileleri için ücret aralıkları varken, iş görenler hep tek rakama takılı kalmaya eğilimlidirler. En düşük söylediğiniz rakam sizi tatmin ediyorsa bir aralık söylemek her zaman daha başarılı olmanıza hizmet eder. Bu aralıkları yan haklar olarak da belirlemek daha önce söylediğimiz maddedeki gibi işinizi kolaylaştırır. Örneğin 10.ooo maaş yada 8.ooo + şirket aracı + benzin. Gibi verilen yan hakları sorgulayarak toplam faydanızı arttırmaya gayret edebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse;

Dersinize iyi çalışın – Sizin gibi profesoneller piyasada kaça gidiyor?

Sağlam durun. – Kararlı ve kendinden emin adımlar her zaman pazarlıktaki görülmeyen değişkenlerdir.

Empati kurmayın, anlayın. – Evet insan olarak hissetmek güzel şey, ama hislerinizi evdeki annenize, sevgilinize, yada kediniz Pıtır’a saklayın.

İlk teklifi siz yapın. Ankoring (hedefleme) etkisinden yararlanmak için  makul bir seviyede teklif yapın.

Opsiyonlu olun. Belirli rakamlar üzerinde ısrarcı olmak yerine bir teklif aralığı ve yan haklar aralığı belirleyin.

Yazımın faydalı olacağını umuyor, tüm ücret pazarlığı aşamasındaki arkadaşlara başarılar diliyorum.

En Sık Sorulan Mülakat Soruları ve Cevapları

Güzel bir okulu güzel bir derece ile bitirdiniz. Babanızın haydi kızım / oğlum bir iş bul artık yakarışları artık sizi baskılarken bir kaç ilana başvurdunuz ve o da ne, evet sizi görüşmeye çağırdılar. Kendinize ful güvenli olarak gittiniz, görüştünüz, bir hafta beklediniz, ikinci hafta da beklediniz. Haber bir türlü çıkmıyor. Bu süreç bir iki görüşme derken can sıkıcı bir hale gelmeye başladı. Öncelikle İK adına bir gerçekten bahsedelim, bir iş görüşmesine çağırılıp da işe alınmadı iseniz kesinlikle görüşmede bir sıkıntı var demektir. Görüşme sırasında İK’cılar racona uymak için kadın tarzına benzer bir iletişime girerler, yani esasen demek istedikleri ile söyledikleri arasında dağlar kadar fark vardır. İş arama sürecinize katkıda bulunmak için en azından ikinci görüşmeyi garanti altına alabileceğiniz en sık sorulan sorular ve aslında ne sorulmak istendiğini açıklıyorum:

1. Bize Kendinizden Bahsedin?

Gizli soru: Bu başvurduğunuz işle eğitiminiz, iş geçmişiniz ve profesyonel yetenekleriniz ne ölçüde uyuşmakta.

Kısa yol: Daha önceden görev tanımını okuduğunuzdan emin olun ve eğitiminizde görev tanımı ile ilgili neleri yansıtabileceğinizi anlatın, iş deneyiminiz var ise, geçmiş iş deneyiminizdeki benzer nitelikteki görevlerden ve başarılarınızdan bahsedin. Bu arada İK’cılar klişe laflardan nefret ederler, “şirketinize artı değer katacağıma inanıyorum”, “çalışkan ve verimliyim, iletişim yeteneklerime güveniyorum” gibi safsatalar yerine puzzle gibi uygun parçaları gerekli görev tanımına yapıştıracak net cümleler kurun.

2. Kendinizi beş yılda nerede görüyorsunuz?

Gizli soru: Başvurduğunuz pozisyon kariyer hedeflerinize gerçekten uyuyor mu? Hakikaten uzun süreli bir kariyer hedefiniz var mı?

Kısa yol: Kesinlikle bilmiyorum gibi bir cevap vermeyin. Özel hayatınıza da kesinlikle odaklanmayın, evlenmek istiyorum vs. gibi İK’cıya bu konu hakkında daha önce düşündüğünüz izlenimi verin (ve mümkünse düşünün de zaten). Bu soruya cevap verirken başvurduğunuz pozisyon ve sizin kariyer planınız ile ilgili ortak noktaları ve kariyerinize katabileceği artıları anlatın. Ayrıca bu soru iki ay sonra işi bırakıp bırakmayacağınızı da ölçmek için kullanıldığı için mümkün olduğu kadar canlı bir anlatımda fayda var.

3. Zayıf yanlarınızdan bahseder misiniz?

Gizli soru: Kendinin farkında mısın? Daha iyi olmak için çaba harcıyor musun?

Kısa yol: Bu çok tehlikeli soruda İK’cılar bile bir çok farklı görüş beyan ediyorlar. Hiç zayıf yanınız olmadığını söylemek gibi megolamanca bir düşünce aklınızın ucundan bile geçmesin. Gerçek hayattan alıntı yaparak “ufak” bir zayıflığınızdan ve sonra bunun üzerine çalışarak nasıl iyileştirdiğinizden ve “öğrendiğinizden” bahsedin. Örnek; kalabalık önünde gerçekten konuşurken kötüydünüz ve sonra bir kursa katılarak bir hitabet uzmanı oldunuz falan. İK’cıların artık yemediği klişe cevaplar: “Tembel iş arkadaşlarıma dayanamıyorum ve kavga ediyorum”, “o kadar çok mesai yapıyorum ki, kendime vakit ayıramıyorum.” , ” çok mükemmeliyetçiyim, o yüzden çok çalışıyorum.” vs.

4. Sizi en çok ne motive eder?

Gizli soru: Kendi kendine doğru düzgün çalışıyor musun, yoksa elimize seni sopa alıp dürtmeli miyiz?

Kısa yol: Yine sağlam tuzak sorulardan biri ile karşı karşıyasınız. İdeal bir çalışan kendi kendine motive olur, yöneticisinin, onun bunun kendisini kastırmasına ihtiyaç duymaz. Siz de ideal bir çalışan olarak belirli bir hedefiniz olduğunda motive olduğunuzu, kendinizi ve yeteneklerinizi geliştirmenin sizi motive ettiğini (mümkün mü, evet mümkün de biraz da 5k üstü maaş verseniz daha iyi motive olurum.) söyleyin. Cevabınızı eski iş yerinizden yada okuldaki parlak bir anınızdan (ortak çalışmalar, projeler gibi) örnek vererek pekiştirin. Buradaki ana nokta demin yaptığımız nükteyi konuya dahil etmemek, yani herkes için doğru olsa da motivasyon aracı olarak pozisyon ve parayı kesinlikle söylemeyin.

5. Neden burada çalışmak istiyorsun?

Gizli soru: Gerçekten bu işe uygun musun, gerçekten bu şirkette kalmaya niyetin var mı yoksa geçerken öyle bir arkadaşa bakıp çıkacak mısın?

Kısa yol: Şirketin değerleri ve kendi değerlerinin ne ölçüde uyuştuğu ve bu pozisyona cuk diye neden oturduğunu çok güzel şekilde anlatmak gerek. Bu yüzden ev ödevinizi iyi yaparak şirket hakkında gerekli tüm bilgileri önceden edinmek, parçalamanız gereken lügat adına faydalı olacaktır. Daha sonra kazan-kazan ilkesi gereği, sizin şirketten nasıl profesyonel olarak faydalanacağınız (para vereceksiniz ya…değil tabi) şirketin sizden nasıl fayda sağlayacağını da anlatıverin.

Bol Şans.